8.03.2010

and the 'Worst Cover Ever' goes to...

Bildiğiniz gibi daha önce başkaları tarafından söylenmiş şarkıların yeniden yorumlamasına 'cover' deniyor. Türkiye'de de her sene hatırı sayılır sayıda cover şarkı yapılıyor ve bunlar çoğunlukla da kliplendirilerek piyasaya sürülüyor.

Ben genelde şarkıyı ilk dinlediğim yani orijinal yorumcusundan dinleme taraftarıyımdır ama bu cover'ları sevmediğim ve desteklemediğim anlamına gelmiyor. Mesela bazı cover'lar aslından daha güzel olmasa da şarkıya yeni bir yorum getiriyor (Levent Yüksel - Sultan Süleyman, Hepsi - Üç Kalp). Bazıları ise kötü olmasa bile vasatı aşamıyor (Kargo - Sen Ağlama). Arada sırada birkaç tanesi ise, orijinalini sollayacak, hatta fark atacak kadar güzel olabiliyor (Şebnem Ferah - Ünzile).

Bugün sizlerle paylaşacağım şarkı ise daha önce Leman Sam tarafından güzel bir şekilde yorumlanan 'Anladım ki' şarkısı. Şarkıyı 'Aradım Seni' adlı parçayla çıkış yapan Gökçe seslendiriyor. Klibi aşağıda izleyebilirsiniz:




Genelde çok sert ve negatif yorumlar yapmaktan kaçınmaya çalışıyorum sanat konusunda, ayrıca Dünya Kadınlar Günü'nde bir kadın şarkıcıyı kötülemek istemezdim ama, elimden gelen fazla bir şey de yok. Doğruyu konuşalım, şarkının bu yorumu vasat veya kötü değil, alenen rezalet. Bence bu yorum, şarkının güfteci, besteci ve geçmiş yorumcularına yapılmış bir ayıp. Hatta ve hatta, tüm müzik dinleyicilerine bir hakaret. Kısacacı bu yorumu beğenmeyişimi anlatmaya yetecek çok kelime yok, en azından argo olmayanlar arasında.

Dün Oscar ödülleri verildi, bugün de ben Gökçe'ye bir ödül vermek istiyorum. Çok üzülerek ve içten içe ağlayarak, 'En Kötü Türkçe Cover' ödülünü, büyük bir hüzün içinde (çünkü bu ödül ilk sahibine gerçekten çok yakışıyordu) 'Duman - Herşeyi Yak'tan alıp Gökçe'ye veriyorum. Tebrik ediyor, zaten çok da matah olmayan başarılarının devamını diliyorum.

7.03.2010

Cenneti hatırlamak

"If one had but a single glance to give the world, one should gaze on Istanbul."

Belki de bu sözü söylemeseydi kendisinden haberdar olmayacaktık Alphonse de Lamartine'in. Kendisi 1790 - 1869 yılları arasında yaşamış bir Fransız yazar, şair ve politikacı. Önemli eserleri arasında bulunan 'Histoire de la Turquie' kitabını yazarken de 1850 yılında İstanbul'a uğramış ve şehir ile ilgili bu güzel sözü söylemiş. Acaba şimdi de görse yine aynı şeyi der miydi merak ediyorum.

“Sometimes only one person is missing and the whole world seems depopulated.”

Elbette tek söylediği güzel söz İstanbul üzerine değil şairin. Örneğin bu yukarıdaki sözü de anlam olarak çok güzel. 'Depopulated' kelimesini çok şiirsel bulmadım ama bunun orijinal dili olan Fransızca'dan çevrilmesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Sözü beğendim çünkü gerçekten de bazı insanlar bu hissiyatı verecek kadar önemli hayatımızda. Ama en beğendiğim sözü ise şu:

“Limited in his nature, infinite in his desires, man is a fallen god who remembers the heavens.”

İnsanın hayatındaki bitmek bilmeyen anlam ve amaç arayışına, yani varlığımızın bir şekilde organlarımızın toplamından daha 'çok' olduğuna, 'diğerleri'ne göre daha özel, daha farklı olduğumuza dair kanıt aramakla geçen hayatımıza bakarsak, belki de gerçekten de daha üstündük bir zamanlar. Yoksa neden çoğumuz hayatlarımızı ulaşamayacağımız beklentiler koyup, bunlara ulaşamayıp hayal kırıklığına uğrayarak geçirelim?

Bu özlü söz olayına geri döndüm son günlerde, nerde ne görsem, okusam veya izlesem bir şeyler kapmaya, bir şekilde hatırlamaya çalışıyorum. Bir dahaki yazıda bunları paylaşmaya devam edeceğim.

28.02.2010

Mizerya

“There is no greater sorrow than to be mindful of the happy time in misery.”
Dante Alighieri
Canto V, 121-123

Bildiğini özleyen, bilmediğini isteyen insanın özeti.

Benim birim, onun beşi, ilk on, son yirmi...

Hayatını ikinci olarak geçirip,
Herkesin birincisi olmak isteyen biri.

Çöldeki bedevi...

17.02.2010

Nerde kalmıştık..?

Yaşlı kızılderili kabile reisi ve torunu, reis çadırının önünde oturmuş, az ileride birbirleriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. 12 yaşındaki torun kendini bildi bileli, biri beyaz, diğeri de siyah olan o köpekler çadırın önünde kavga ederdi. Çadırı korumak için tek köpek yeterliydi aslında, ve çocuk da bunun farkındaydı. Bu yüzden dedesine sordu “Kulübenin önünde neden iki tane köpek var? Ve neden biri siyahken diğeri beyaz?” Bilge reis sakince soruyu cevapladı “Onlar benim için birer simge.” İyice meraklanan çocuk sordu “Peki neyin simgesi?” Reis de düşünceli bakışlarla “İyilik ve kötülüğün simgesi. Aynı bu iki köpek gibi, iyilik ve kötülük de durmadan içimizde mücadele eder.” dedi. Çocuk, mücadele varsa kazananı da olmalı diye düşünerek sordu: “Peki hangisi kazanır?” Reis gülümseyerek cevap verdi: “Hangisi mi? Ben hangisini beslersem o..!”

***

Ben yokken kahkahalar daha sessiz çıkmış, ışıklar daha renksiz yanmış olabilir;

Olsun.

Artık uyanma vakti geldi...

11.02.2010

Manzum deneme

Genelde şiir yazmaya çalışırken kendi kendime hapsolduğum bir kafiye ve hece ölçüsü tuzağı var; bunları yakalamaya çalıştıkça doldurma mısralar da artıyor ve şiir gereksiz biçimde uzuyor. Üstelik şiir uzadıkça da anlamı yoğunluğunu yitiriyor. Sonuç olarak da, şekilselliği güzel fakat içeriği ehvenişer yazılar ortaya çıkıyor.

Kısa süre önce daha kısa şiirler yazmayı denemiştim, o denemeleri de şimdi paylaşayım istedim.

...

SAVAŞ

Aynı savaşın esirleriyiz
Zamanı alt eden olmuş mu hiç
Kumlarda bir damla sel gibiyiz
Yenik düştük bırakamadık iz

...

ÇİÇEK

Manadan kaçan sessiz çiçek
Bir sen açabildin gecenin ayazında
Varlığınla yokluk bitecek

...

TOHUM

Tohum filizlenmeden bedende
Kaybolur da ruhu ve düşerse
Sonsuz olur doğumundan önce

...