30.03.2009

Gölgesizler

Karanlıklar ülkesinin gölgesiz insanları
Ne bir dünleri vardı ne de tek bir yarınları
Tatsız birer şakaydı sanki o var oluşları
Olmayan gölgelerinde saklıydı rüyaları

Karanlıklar ülkesinin dinmeyen yağmurları
Çıktılar yola gölgesiz ülkenin sakinleri
Sular sellere aktı, kapattı tüm sokakları
Çekildiler çaresiz yollardan gerisin geri

Karanlıklar ülkesinin kapanmış kapıları
Sürgüler de aşınmıştı, kırdılar kilitleri
Hepsi de koşar adım gölgesiz ülkeden kaçtı
Kapının dışında varmış gibi bekleyenleri

Karanlıklar ülkesinin gölgesiz insanları
Gözleri birer birer yandı görünce güneşi
Gölgesizler uzayan gölgelerine sığındı
Daha aydınlıktı sanki karanlıklar ülkesi

Karanlıklar ülkesinin olmayan sınırları
Değince güneşe karanlıktan çıkma tenleri
Tükendi hayalleri, o sınırsız sandıkları
Ait oldukları tene eklendi gölgeleri

...

Daha önceki yazılarımdan birinde belirtmiştim ortak bir şiir çalışması yapacağımı. Yukarıda da ortaya çıkan ürünü okudunuz. Katkılarından dolayı Ay Kadını'na çok teşekkür ediyorum. Umarım ilerleyen zamanlarda da hem kendisiyle hem de başkalarıyla birlikte birşeyler yaratmaya devam edebiliriz.

29.03.2009

Eski Kalpler

Çok güzel bir gündü bugün…

Hani zamanında çok sevdiğiniz ama uzun zamandır dinlemediğiniz bir şarkıyı duyunca mutlu bir şekilde hüzünlenir, geçmiş zamanların anılarına bir yolculuk yaparsınız. Bugün benim için de böyle oldu, ancak biraz daha güzel ve büyüleyici bir şekilde.

Zamanında sevdiğiniz bir şarkıyı, çok sevdiğiniz bir arkadaşınız söylerken duyduğunuzu düşünün, hatta o bir yandan söylerken bir yandan da sizin ona eşlik ettiğinizi. Daha yaşamın başında, kişiliğin yeni yeni oluşmaya başladığı zamanlarda beraber şarkı söylediğiniz bir insanla, yıllardan sonra yeniden şarkı söylediğinizi düşünün. Ve o insanın sesinin ve yorumunun, o zamankinden bile daha güzel olduğunu.

Yeni bir şarkımın kayıt sürecinde vokal yapması için eskiden aynı orkestrada şarkı söylediğim arkadaşımdan ricada bulunmuştum, o da sağ olsun beni kırmadı. Zamanında kendi küçük kız kardeşimmiş gibi sevdiğim ve yakın gördüğüm bu arkadaşımla iletişimi koparmasak da belki de görüşmemiz gerektiğinden çok daha az görüştük bu süreye kadar. Bugün görüştüğümüzde ise sanki her şey eskisi gibiymiş gibi sohbet ettik ve şarkı söyledik. Çocukken daha saf ama daha mutlu olduğumuz, gelişmeye ve bir o kadar da manipüle edilmeye açık olduğumuz zamanlardan bahsettik. İştir, aşktır derken, sohbet süremizi doldurduk ve müziğe güzel bir geçiş yaptık.

Birkaç ses açma pratiğinden sonra, biraz daha ses açalım bahanesiyle biraz şarkı söyleyelim dedik. Arkadaşım önce öğrenmeyi yeni tamamladığı ama sanki yıllardır biliyormuş gibi iyi konuştuğu Fransızcasıyla Garu’nun Belle şarkısını (Notre Dame de Paris) söyledi. Daha sonra da Fransızcasından da iyi İngilizcesiyle Beatles’dan Yesterday şarkısını dinletti bize. Bunları dinlerken şan hocam da en az benim kadar mutluydu, çünkü o yabancı müziği çok sever ama ben tamamen Türkçe odaklı olduğum için çok fazla çalma şansı bulamaz. Daha sonra biraz Gülümse, Olmaz Artık (I Will Survive) ve Esmer Günler söyleyerek ses açma safhasını da tamamladık ve vokal kayıtlarına geçtik.

Kayıt için hoca arkadaşımdan anlamsız (rastgele / doğaçlama) sözlerle şarkının girişine bir vokal yapmasını istedi. Bu tarz vokal bana yapılması en zor gelen vokallerden, çünkü hem anlam hem de ses bütünlüğü için kelimelere sığınmak gibi bir şansınız yok, ağzınızdan çıkan tarifsiz sesler doğru geldiği kadar duygulu da olmalı. Bunun en iyi örneklerini Türkiye’de Arto Tunçboyacıyan ve Cihan Okan’dan duyabilirsiniz. Sezen Aksu ve Sertab Erener de zaman zaman bazı şarkılarda bu tarz vokalleri güzel icra ediyorlar (örneğin Herşeyi Yak’ın koral nakarat bölümündeki performans, ya da Seyrüsefer şarkısındaki ara vokaller). Ben zaten arkadaşımın sesinin ve yorumunun çok iyi olduğuna emindin, ama kendisi müziğe beş senelik bir ara verdiğini söyledi ve bu yüzden en başta zorlanacağını düşündü. Ama sonuç hiç de öyle olmadı.

Gladyatör, 300 veya Yüzüklerin Efendisi filmlerindeki büyüleyici kadın vokalleri düşünün; o filmlerin epik duygusallığını yansıtan, tüylerinizi diken diken eden, gözlerinizi kapatıp dinlediğinizde sizi farklı dünyalara götüren. Arkadaşımın yaptığı vokal, hem ses hem de yorum olarak, o kadar güzel, o kadar etkileyiciydi ki, ben de hocam da bir yandan bunun gerçek olup olmadığına inanmaya çalışırken, bir yanda o inanılmaz sese aşık olduk. Aynı yeri tekrar tekrar, defalarca dinledik, ve ben her seferinde bir başka iltifatla tanımladım bu yorumu. Arkadaşımın vokal kısmı bitince kendisi yanımızdan ayrıldı ve biz de asıl solistin vokal kısımlarını tamamladık ama, açık konuşayım, şarkının beni en çok heyecanlandıran kısmı girişte yapılan o vokal. Hala da nasıl bu kadar güzel olduğunu anlamaya çalışıyorum.

Bu kadar laftan sonra şarkıyı sizinle paylaşabilmek isterdim ama kayıtlar henüz bitmedi, kısmetse önümüzdeki haftaya tamamen biter. Zaten bittiği an ilk iş her türlü çevrimiçi mecrada paylaşacağım. İnşallah siz de benim kadar beğenirsiniz.

Bu günün anlam ve önemine uygun bir parça paylaşmak istiyordum ama ne Fizy’de ne de YouTube’da bulabildim. Yeni Türkü – Eski Kalpler. Umarım siz bulup da dinleyebilirsiniz.

Gerçekten de çok güzel bir gündü bugün…

28.03.2009

Mavi

Ayda bir cuma günleri bir münasebet sebebiyle öğleden sonra Kadıköy’de Bahariye Caddesi’ne gidiyorum. Bir süredir gerçekleştirdiğim bu durum benim için artık güzel ve rahatlatıcı bir ritüel haline geldi. Beşiktaş’tan vapurla Kadıköy’e geçerken bir yandan boğazın manzarasını seyredip bir yandan da müzik dinliyorum. Daha sonra meydandan caddeye yürüyorum. Bu yürüyüş sırasında bana karışık gelen ancak aslında çok da karışık olmayan Bahariye sokaklarında her seferinde farklı bir ara sokaktan geçerek bir şekilde ana caddeye çıkıyorum. Dönüş yolunda da dümdüz aşağı iniyor ve insanları gözlüyorum. Elbette şanslıyım ki bu her ayın son cumasında herhangi bir acelem ve telaşım olmadığı için aheste aheste dolaşabiliyorum Kadıköy’de. Genellikle bu şansı bulamıyor insan ama, nefesimizi koşuşturmalarda harcamak yerine yalnızca sahil havasını solumak için alabilmek gerçekten güzel ve nadir bir lüks. Bir yandan açma yiyip kola içmek, diğer yandan da yavaş yavaş yürüyüp çevreye bakmak, çok özellikli gözükmese de günümüz insanı için farklı bir aksiyon olarak sanki; ne de olsa çoğumuz günlük telaşlarımız yüzünden değil çevremizi, önümüzü bile düzgün göremiyoruz.

Biraz da fotoğraf çekme şansı buldum bugün vapurda (Çok Entel Hareketler Bunlar). Akşam beşe doğru güneşin yavaş yavaş batmaya hazırlandığı saatlerde, vapurun içinde önce bir uca sonra diğer uca giden, ve bu gidiş gelişi birkaç kez tekrarlayıp fotoğraf çeken biri olarak, insanların garip garip bakmasını bekliyordum ama, kimsenin umurunda bile olmadı bu durum; ya havanın görüntüsü gerçekten güzeldi ve fotoğraf çekmem insanlara mantıklı geldi, ya da artık insanlar kendileri dışında kimseyi umursamıyor (hep mi böyleydi acaba?). Çektiğim fotoğrafları en fazla masaüstü resmi olarak kullansam da yine de sade bir huzur verdi uzun zamandan sonra biraz fotoğraf çekebilmek.

Vapur yolculuğunda şarkı yazmışlığımda vardır ama, bugün bir şarkı dinledikten sonra dilime çok feci dolandığı için ondan başka herhangi bir şey düşünemedim. Benim bir süredir bildiğim bir şarkı ancak bilmeyenler olabilir, Akademi Türkiye’de ikinci olan Tolga Futacı’nın Mavi adlı şarkısını. Dinlemek isteyenler, kendisinin MySpace linkine girdikten sonra “mavi alaturka”yı seçerek dinleyebilir (Fizy’de kayıt bozuk olduğu için buradan veriyorum linki):

http://www.myspace.com/tolgafutaciofficial

Çok güzel bir şarkı bence; daha tanıdık bir isim tarafından söylenseydi sanırım çok daha popüler olabilirdi. Ama yine de şarkının hedef kitlesine ulaşmış olduğunu düşünüyorum (şarkının bir de caz versiyonu var ama onu beğenmedim, alaturka halinde daha güzel ruhu).

“Yine de sen sakın vazgeçme benden bekle değişirim
Yüreğime yüreğini ekle senle iyileşirim…”

Öyle gerçekten, bazı yüreklerin yanında kendinizi tam hissedersiniz, daha iyi bir insan olmak istersiniz, ya da sadece huzur bulursunuz ya, güzel anlatmış hepsini iki cümlede. Önemli olan o yüreği bulabilmek tabii.

26.03.2009

She was a grand old lady

Bazen bir kitabın sonuna yaklaştıkça içinizdeki ikilem de artar, hem heyecanla okuyup bitirmek, sonunda ne olduğunu görmek istersiniz, hem de bir şekilde sizi gerçeklerden alıp yazarın kelimelerini hayal gücünüzle renklendirdiğiniz bu dünyaya getiren o varlığın sonu gelsin istemezsiniz. Ama eninde sonunda her kitap gibi o da biter. Elbette hayatta o kadar çok bitiş var ki, bir kitabın ne önemi var diyebilirsiniz. Yeri geliyor arkadaşlıklar bitiyor, istesek de istemesek de, hatta sevdalar bitiyor. Sıkıntılı günler de bitiyor, güzel günler de. En korkunç, en çirkin anlar da bitiyor, en güzelleri de. İşte belki o kitap da o güzel anlardan biri, bitmesini istemediğimiz, ancak içten içe bitmek zorunda olduğunu bildiğimiz.

Fantastik evrenlerin iyi bir okuyucusu ve izleyicisi olsam da, ona en başta alışamamıştım. Herhangi bir bilim kurgu eseri diyerek, uzun süre ilgi göstermemiştim. Sonradan anladım ki, aslında muhteşem bir yapıtmış. Bahsettiğim şey, son bölümü bu ay yayınlanan ve biten, Battlestar Galactica dizisi. Dizinin konusundan bahsetmeyeceğim, ancak zamanı ve imkanı olan herkese izlemesini tavsiye ediyorum. Öylesine ve sıkıcı bir bilim kurgu sanarak izlediğim bu dizi, aslında o kadar derin ve sürükleyici ki, sanırım şu ana kadar izlediğim en iyi dizi ünvanını taşımaya en yakın aday. Umarım herkesin bir ara fırsatı olur da, bu diziyi izleyebilir.

Diziden bir replikle yazıya son vermek istiyorum:

“…sometimes lost is where you need to be. Just because you don't know your direction doesn't mean you don't have one.”

Belki de şu anda böyle hissettiğim için bu söz beni çok etkiledi. Çok kısa sürede çok fazla şey değişiyor hayatımda; isteyerek girdiğim yerlerden istemeden çıkıyorum, gitmek istediğim yerlerin önüne de engeller koyuluyor. Biraz durup dinlenmek istiyorum, ama başkaları ilerlerken durmak huzursuzluk veriyor. Yeni insanlar eskilere katılıyor, kimileri gidiyor (gönüllü veya zoraki), kimileri kalıyor. Pusulamın mıknatısı artık çalışmıyor, ne arkama bakabiliyor, ne de önümü görebiliyorum. Ama bir şeyin farkındayım; şu an kayıp da olsam, elbet bir zaman bir şekilde yolumu bulacağım. Biraz vakit, biraz sabır, ve biraz da şansla.

23.03.2009

Hayale Dönüş

Güne doğuşundan çok uzakta güneş
Olduğu yerde takılmış kalmış
Var oluşundan bihaber bu şehir
Günleri doldurup uykuya dalmış

Özgürüm, sevmedim, kullan-at sevda
Yeryüzünde melek, gökyüzünde düğün
Yüzünü ıslatan şayet yağmursa
Yok yanımda sevinç, al yerine hüzün

Dünden ümitlere çok geçmiş ola
Bıraktığından da eksik bulduğun
Belli ki umut olamam ben sana
Artık hayaline dön kurduğun