31.05.2012

benim hala umudum var (mı?)

Son günlerde tartışılan konularla ilgili daha detaylı birşeyler yazmak istiyorum ama, çok kısaca anlatmam gerekirse, benim gibi nispeten apolitik bir insanın bile tüylerini diken diken eden gelişmeler yaşanıyor.

İşin daha kötü tarafı, herhangi bir biçimde karşıt fikir bildirenler bir şekilde fişlendiği için, insanlar artık düşüncelerini özgürce dile getiremiyor.

En vahim olanı ise, insan haklarına, kişinin ahlakına ve özgür iradesine, görüş ve inanç maskeleri altında açık açık saldırılıyor, verilen tüm kararlar direkt ve tartışmasız olarak taraflı veriliyor, üsluplar gittikçe banalleşiyor ve bu gidişin değil duraklaması, yavaşlaması bile çok zor görünüyor.

Vicdanım sızlamadan, içimden küfür etmeden, başkaları adına, kendileri utanmamalarına rağmen, utanmadan birşey okuyamıyor ve izleyemiyorum.

Bulutlar kapanıyor, hava kararıyor, galiba karanlık bir dönem geliyor.

Oysa ki uyarmıştı Stark'lar "winter is coming" diye; dinlemedik...

17.04.2012

kabahat özürlü

Gönül isterdi ki şu ‘Süper Final’ döneminde yazdığım ilk şey futbolun kendisiyle ilgili olsun ama, dünkü ırkçılık ve bugünkü taraftar taşkınlığı örneklerinden sonra bunun olmayacağı kesin.

Dün ile ilgili iddia şuydu ki, Emre Belözoğlu, Fildişi Sahilleri kökenli futbolcu Didier Zokora’ya “f.cking sh.t negro” demiş. Zokora maçtan sonra olayı açıkladı, Emre LigTV’ye telefonla bağlanıp iddiayı kabul etse de sonra inkar etti, Fenerbahçe kulübü dolaylı yoldan Emre’yi savundu, Trabzon kulübü de Emre’yi federasyona (yani disiplin kuruluna) şikayet etti.

Öncelikle, eğer Emre bu lafı etmemişse ama Zokora yanlış duyup böyle yorumladıysa, Emre’ye haksızlık edilmesin. Hele hele Zokora bunu bir şekilde Emre’ye ve Emre üzerinden Fenerbahçe’ye leke sürmek için uydurduysa o zaman çok ayıp.

AMA… Burada kocaman bir ama demek lazım, ama Emre bu sözü söylediyse…

Maçtaki stres, gerginlik ve sinir ortamı sırasında Emre böyle bir şey demiş olabilir. Yani, cidden ırkçı niyetle söylemiş olmayabilir, ağzına geleni söylerken o kelimeler ağzından çıkmıştır. Böyle bir durumda yapması gereken tek şey, özür dileyip, geri çekilmekti Emre’nin, zaten o zaman olay çok daha çabuk ve etkisiz bir şekilde unutulurdu.

Ama Emre ne yaptı, önce kabul ettiği bu ithamı bir gün sonra reddetti. Ayrıca, bunu Zokora’yla saha içinde sarılıp hallettiklerini, Zokora’nın bunu basına yansıtmasının fırsatçılık olduğunu söyledi. Son olarak, daha önce adının ırkçı hakaret olayına karıştığı Nijerya’lı Joseph Yobo da, Zokora’nın maçtan sonra kendisine bundan bahsetmediğini belirtti.

Şimdi önce şu soruyu sormak lazım: Zokora neden böyle bir şey uydursun? Emre’nin geçmiş hareketlerini aklıma getirip, Zokora’nın böyle bir ithamı uydurmasının anlamsızlığını da düşününce, bu lafın edilmiş olma ihtimali bana daha yüksek geliyor. Elbette benim Fenerbahçe ve Emre hakkındaki negatif hislerim beni buna inanmaya itiyor olabilir, sonuçta görüntüleri inceleyen uzmanlar bunun gerçek olup olmadığına kesin olarak karar vereceklerdir.

Olayın basına yansıması konusunda, maçta olan ve futbolun dışında kalan her türlü olay basına yansıdığı gibi bunun da yansıması gayet doğal, normal ve kesinlikle fırsatçılık değil. Emre’nin Zokora’yı bu şekilde suçlaması da komik ve çaresiz bir tavırdan başka bir şey değil. Maç sonunda olaylar tekrar değerlendirildiğinde cezalar veriliyor, arttırılıyor veya azaltılıyorsa, hatta en ekstrem durumlarda tekrarlanabiliyorsa, ırkçılık gibi son derecede hassas bir konunun, bu tutuma maruz kalmış kişi tarafından yansıtılması bence doğru olan. Maç içinde sarılıp barışmış gözükmeleri, ne edilen lafın ağırlığını yok eder, ne de bu laftan etkilenen kişinin hissiyatını daha önemsiz kılar.

Son olarak, Zokora’nın Yobo’ya bu durumdan bahsetmemiş olmasının birçok sebebi olabilir, bunun bahane olarak sunulması bence gayet saçma.

Olaya yanlı bakıyor olabilirim, zaten eğer olay olmadıysa Emre’ye ve Fenerbahçe’ye haksızlık yapıldığı kesin. Olay olduysa bile ben Emre’nin bunu ırkçı bir inançla söylediğini de düşünmüyorum. Ama olaydan sonraki söylenenler, anlamsız suçlamalar ve ‘hem suçlu hem güçlü’ tarzındaki tavır, benim de konu hakkındaki düşüncemi keskinleştirdi.

Emre’nin ‘özrü kabahatinden beter’ açıklamalarından sonra, Fenerbahçe kulübünün ırkçılığa karşıyız ama Emre’nin yanındayız demesi de beni biraz şaşırttı. Daha anlamsız sebeplerden söz konusu oyuncusunun yanında olmayan kulübün, bu kadar ciddi bir konuda böyle basit bir açıklamayla direkt taraf tutması beni hayal kırıklığına uğrattı.

Son olarak, Luis Suarez ve John Terry’nin ırkçılık konusunda büyük cezalar almaları, konunun ciddiyetinin çok güncel bir kanıtı, emin olamıyorum ama FIFA veya UEFA bu duruma müdahele edebilir. Bekleyip göreceğiz…

20.02.2012

Mansiyon

Latife amacıyla çok lafını ettik ama aslında ben çok beğenmiştim ezgimer'in manzum eserlerini, 2012'nin ilk yazısında paylaşmak istedim...

ŞiZOFRENi

Ben şizofrenik bir kafiye sevdasına tutulan, bir de sana.
Sen, yalnız varoluşuyla değiştiren her şeyi.
Ben dediği dedik, inatçı, her soruya cevabı olan,
Sen hep erteleyen hayatın kirli yüzünü
Ben küçük kanadını açmaya çalışan,
Sığmayacağını bile bile.
Sen yağmura teslim olan
Yanında ben varken bile.
Teslim oluşları hiç sevmem, sana hariç
Ve bu hikaye biter teslim olunduğunda, aşka hariç.

ÇiZGiM

Sana göre ya kesip atmalı
Ya gülmeli çılgınca.
Oysa ben beslenirim
Yüzümdeki o çizgiden,
Bir kahkahayla bir haykırış arasında
Durmadan gelip giden…

Hani yılgın köy minibüsleri vardır
Gidecek yolu hiç bitmeyen
Ve köye her uğrayışta
Herşey farklıdır evvelkinden.

Sandım ki aklını o başıbozuk çizgim çeldi,
Her dönüşünde farklı bir ben…
Oysa sen çoktan içmişsin
Son zehiri, yüzüğünden.

SON

Gidiyorum.
Her adımım kokunu baştan yaratıyor.
Sevip de ayrılanlara dair
Herşey söylenmiş diyorum.
Tasviri var her acının ve izi var her yaranın,
Oysa bu benzemiyor hiçbirine.
Kitabımda buna tanımlanmış bir acı yok,
Ruhumda bundan gayrı delik yok.
Sevinç pastasından küçük dilimi almak
Yetmiyormuş hüzün payını azaltmaya
Ve bir lunaparkta ağlamak
Güldüremiyor beni bugün.

Bir kalem tutuş, bir haykırış bu.
Bir de 
Göremiyorlar ya seni 
Açık kalp ameliyatlarında bile.
Ona şaşıyorum…

...

Kendisine gireceği yeterlilik sınavında başarılar diliyor, darısı başıma diyorum...

22.12.2011

yeniden başla

Biraz da teşekkür etmek lazım dilekler yerine gelince…

Yeniden merhaba Duman


Teşekkürler…

10.12.2011

bu yüzden saçmalamam...

Gece 1:30 civarı apartmana girdiğimde, dışarıda yemek yiyen bir kedi gördüğümü sandım. Kapıyı açıp tekrar baktığımda, Duman’a benzeyen, ancak ona göre çok daha dağılmış ve korkak bir kedi gördüm. Bu herhalde o olamaz dedim, ama yüzü ve gözleri, daha soluk olmasına rağmen aynıydı.

Normalde koşarak içeri girdiği kapıdan bir süre girmek bile istemedi; daha doğrusu ben öyle olduğunu sandım, oysa ki içeri girecek gücü bile yokmuş. Zar zor adım atarak içeri girdi, apartmanın girişinde öylesine kalakaldı. Belli ki çok üşümüş, ıslanmış ve yorulmuştu.

Yanına yaklaştığımda normalde yaptığı sevinç tezahüratları yerine çıkardığı acı ve korku dolu sesi, sanırım çok uzun süre unutmayacağım. Daha önce bir kez beni bu kadar parçalayan bir ses çıkarmıştı, o da kuyruğu bir anlık da olsa asansör kapısına sıkıştığında. O anki duygularımın özeti tek kelimeyle korkuydu. Tabii ki şimdiki korkumun yanında o korku anlamsızmış.

Neredeyse her kararda olduğu gibi bu sefer de tek başıma karar veremedim ne yapacağıma ve, eve çıkarak annemi babamı uyandırdım, kedide ciddi bir problem olduğunu söyledim. Babamla hemen aşağı indik ancak kedi ortalıkta yoktu, ben direkt eve dönmeye hazırlanırken babam katlara tek tek bakmamızı önerdi. Ve birinci kata çıktığımızda, koridorun ortasında aynı korkak duruşa tekrar rastladık.

Babam yaklaşınca yine aynı sesi çıkardı Duman, ancak babam onu kucağına aldı ve eve getirdi. Evde su veya yemeğin yanına bile yaklaşmadı, kendini olduğu gibi yere bıraktı ve uyudu. Saat 2’de başlayan bu uyku, evin sevdiği yerlerinde, elbette o haliyle gidebildiği yakınlıkta olanlarda, devam etti.

Normalde kediyi duygusal olarak çok sevse de fiziksel olarak sevmeye çekinen annem, o halini görünce kendisine ‘küçük’ diye hitap etti ve sevmeye başladı, aynı ben ve babam gibi o da acı çektiğini anlamıştı Duman’ın.

Normalde çok sesli ve neşeli bir hayvanın o akşamki halini, özellikle yüzünü ve bakışlarını unutamayacağım; tarifsiz bir yorgunluk, acı çekme ve pes etmişlik.

Nefes alması da çok hızlanmıştı, tabii ki durumun ciddiyetini o zaman anlamadığım için diyaframının, organlarının akciğerine yüklendiğinin ve bu yüzden her nefesinin bir işkence olduğunu fark etmemiştim.

Uyumam mümkün olmadığı için ben de Duman’ın yanına yattım, patisini avucuma aldım ve sabaha kadar öyle bekledim. Yanında olduğumu ve güvende olduğunu hissetmesini, her şeyin yoluna gireceğini düşünmesini istedim. Ben öyle hissetmesem bile o öyle hissetsin istedim, çünkü belki de evde son kez uyuyacaktı, onda da rahat olsun istedim.

Sabah olduğunda, Duman uykusundan uyandığında, biraz hareket etmeye yeltendi, ama canının acıdığını hırıltılardan anlamak mümkündü. Dönmeye çalıştı, ama dönemeyince pes etti ve kendini bıraktı.

Veterinere götürmem gerektiği için kafesini getirdim; evden çıkacağını fark etti, hareket edip uzaklaşmaya çalıştı. O an, normalde onu kafesine sokmak için verdiğim uğraşları özledim. Kafese girdiğinde sadece bir kez itiraz sesi çıkardı, sonra da sustu. Her duygusu için defalarca ve ayrı ayrı ses çıkaran Duman’dan bu kez ses çıkmıyordu. Normalde kafeste götürürken içimi parçalayan itirazlarını duymamak daha da acı vericiydi.

Veterinerdeki işlemler sonunda durumunun ciddi olduğu ve kesinlikle ameliyat olması gerektiği, ama bu ameliyatın da çok riskli olduğu anlatıldı. Maddi konulara geçildiğinde ben zaten duygusal ve zihinsel olarak kopmaya başlamıştım ama, bozuntuya vermeden biraz daha konuştum. Gayet rahat ve güler yüzlü bir biçimde prosedürü onaylayıp iyi günler diledim ve veterinerden çıktım.

Veteriner kapısı kapanır kapanmaz önce gözlerim sonra da yanaklarımın ıslanmasına engel olamadım; zaten kendimi zor tutuyordum, saldım. Eve geldiğimde birkaç saat ağladım, sonra zorla bir şeyler yedim, sonra günün yorgunluğuyla bir süre uykuya bayıldım, uyandığımda da ağlamaya devam ettim.

Hayat çok acımasız gerçekten, şöyle ki; çok gençken dayımı, daha yakın zamanlarda da dedemi, babaannemi ve anneannemi kaybettim. Her birine ayrı ayrı çok üzülsem de, hiçbirinde bugün ağladığım kadar ağlamamıştım. Hayatın acımasız kısmı da bu bence, insan o kadar bencil ki, kaybına en çok üzüldüğü şey bir birey değil bir kedi olabiliyor. Açıkçası kaybettiğim diğer insanlara haksızlık yaptığımı hissediyorum ama, üzüntümü de durduramıyorum.

Ameliyat saati yaklaşmadan veterinere uğrayıp son işlemlere de onay verdim; o zamana kadar manyaklar gibi ağlamış olduğum için gözlerim kuzenimin tabiriyle ‘kurbağa göz’e dönüşmüştü. Zaten veterinere girdiğimde de ağlamamak için kendimi zor tuttum. Ameliyatı yapacak doktorla tanıştım, prosedürün 50 – 50 başarı oranı olduğunu söyledi. Orada da kendimi tuttum ama ameliyattan önce Duman’ı, belki de son kez, görmek istedim.

Daha yanına yaklaştığım an, sessiz bir biçimde ağlamaya başlamıştım bile. Biraz başını sevdim, biraz konuştum ama Duman zaten korku, çaresizlik, ve de verilen ağrı kesicinin sersemliğiyle pek de fark edilmeyecek bir haldeydi. Beni fark etti ama, bir tepki veremedi. Fiziksel ve duygusal olarak dağılsam bile, son görüşüm olma ihtimalim olduğu için, biraz daha durdum. Asistan veteriner bayanın elime sıkıştırdığı mendile teşekkür ederek odadan çıktım.

Yukarıda veteriner doktor iyi olup olmadığımı sordu, çok etkilendiğimi belirterek üzüldü. Daha sonra ameliyat için iyi şanslar dilememi istedi. İyi şanslar… Şansa da bağlıydı demek yaşam veya ölüm…

Eve döndüm ve ameliyatın sonucunu beklemeye başladım; beklediğim telefon geldiğinde çevreme gülümsedim, iyiyim, duyacağım her neyse duymaya hazırım havasında ama, hiç de hazır değildim. Doktor ameliyatın iyi geçtiğini, ancak ilk 24 saatin çok kritik olduğunu söyledi. Teşekkür ettim.

Şu an saat sabah 5:30; Duman önceki akşam 17:30’da ameliyata girmişti, demek ki yarısı bitti. En son duyduğumda, babam kapanmadan veterinere uğramıştı, Duman da anesteziden yavaş yavaş ayılıyordu, iyiydi yani.

Doktora Duman’ı görüp göremeyeceğimi sorunca, ameliyat öncesi etkilenmemi düşünerek, görmememin şimdilik daha iyi olacağını söyledi. Peki dedim.

Şu anki hissiyatım çok karışık; bir yandan devamlı dua ediyorum inşallah iyileşir diye, bir yandan da kendimi kötü ihtimale de hazırlamaya çalışıyorum; acaba gömer miyim, başka bir kedi alır mıyım, alırsam yavru mu alırım sokaktan mı alırım diye.

Ve de tüm bunlar, bunca duygu, bunca yazı, bunca gözyaşı, sadece 1 senedir hayatımda olan bir kedi için…

Hala umudum var gerçi, bu sonlardan kaçış yok ama biraz daha ertelemek istiyorum, bu seferlik, ilk seferlik, son seferlik...

Büyümek zormuş; yaş olarak değil, hayat olarak büyümek. Bir kediden başlayıp birçok insanı düşündüğümde, korkuyorum.

Küçük olmak, küçük kalmak, saçmalamak istiyorum.

Ve bunu isteyerek zaten saçmalıyorum…