18.10.2012

All & Every TV Series...

Bir arkadaşım için şu ana kadar izlediğim tüm dizilerin listesini çıkardım, sonuç korkutucu oldu...

Grimm, Game of Thrones, Warehouse 13, Eureka, Alphas, 30 Rock, American Dad, The Vampire Diaries, Fringe, Family Guy, Haven, Futurama, The Simpsons, The Cleveland Show, Homeland, Modern Family, New Girl, South Park, Teen Wolf, The Middle, The Office, Touch, Workaholics, Happy Endings, Continuum, Blue Mountain State, Community, Terminator: The Sarah Connor Chronicles, The 4400, V, Battlestar Galactica, Caprica, Carnivale, Heroes, Pushing Daisies, Lost, Dexter, Six Feet Under, Arrested Development, Scrubs, Friends, Fraiser, Seinfeld, Legend of The Seeker, Merlin, The Gates, The Nine Lives of Chloe King, Kyle XY, Firefly, Point Pleasant, Chuck, The Reaper, Dollhouse, The Prisoner, The Event, Flashforward, No Ordinary Family, Medium, Supernatural, The Dead Zone, Roswell, Jericho, Smallville, Wonderfalls, CSI: New York, Desperate Housewives, The O.C., Gossip Girl, Gilmore Girls, Nip/Tuck, Rome, How I Met Your Mother, The Big Bang Theory, Kings, Prison Break, Once Upon a Time, My Name is Earl, One Tree Hill, Miss Match, Up All Night, Awkward, Breaking In, Two Guys, a Girl and a Pizza Place, Two & a Half Men, The Triangle, Angels in America, Threshold, True Blood, Married with Children, Malcolm in The Middle, The King of Queens, Sinbad.

Tabii bir de unuttuklarım olabilir...

Bir de toplam zamanı hesaplamak lazım harcanan, ama ona harcayacağım vakitte 2 dizi daha izleyebilirim :)

P.S. evet farkındayım House M.D., 24, Breaking Bad, Suits, The Wire, OZ, The S.H.I.E.L.D. listede yok, çünkü izlemedim.

22.07.2012

The Road Not Taken

Two roads diverged in a yellow wood,
And sorry I could not travel both
And be one traveler, long I stood
And looked down one as far as I could
To where it bent in the undergrowth;

Then took the other, as just as fair,
And having perhaps the better claim
Because it was grassy and wanted wear,
Though as for that the passing there
Had worn them really about the same,

And both that morning equally lay
In leaves no step had trodden black.
Oh, I marked the first for another day!
Yet knowing how way leads on to way
I doubted if I should ever come back.

I shall be telling this with a sigh
Somewhere ages and ages hence:
Two roads diverged in a wood, and I,
I took the one less traveled by,
And that has made all the difference.

Robert Frost (1916)

***

"Ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben,
Daha az gidilmiş olanı seçtim,
Ve bütün farkı yaratan buydu."

15.07.2012

(n)One Love

Efes Pilsen’in sponsorluğunda bu hafta sonu gerçekleşen One Love festivali o kadar rezaletti ki, bu kepazeliği anlatmaya kelimeler yeter mi bilmem, ama yine de doğru kararı vererek gitmeyenler için kısaca açıklamayı denemek lazım.

Öncelikle, organizasyon başlamadan 10 dakika önce festival alanında alkol satışı yapılmayacağı açıklandı; yani herkes çoktan biletlerini almış, hatta organizasyon alanına gelmişken. Bununla birlikte, festival alanında alkol tüketmek de yasak olduğu için, dışarıdan da hiçbir şekilde alkol getirilemedi. Bildiğimiz hava alanlarındaki sıkılıkta ve disiplinde bir güvenlik kontrolünden geçirildi herkes.

Peki sonra n’oldu? İlk gün insanlar festival girişindeki çimlerde, kaldırımlarda ve yollarda alkol aldı. 30 derecenin üstünde sıcakta oturacak yer bulmak için çetin bir mücadeleye girildi; etrafta çöp atacak herhangi bir yer olmadığı için de ne yazık ki bütün alan büyük bir çöplüğe dönüştü. İkinci gün ise zabıta buna ‘önlem’ aldı ve çimlere set çekip buralarda oturmayı yasakladı, otopark dahil birçok yere de ekstra güvenlik ekledi (otopark ücreti 20TL’ydi bu arada, hey maşallah). Bu yüzden de insanlar yol ortasında içmek zorunda kaldı. Polis ve zabıtaların yargılayıcı bakışları altında konserler başlamadan eldeki alkolü son hızla tüketmeye çalışmak anlatılamaz derecede eğlenceli oldu.

Buraya kadar her şey zaten rezalet, ama daha da kötüsü, alkolü ‘haram’ gören Eyüp halkının kurnazları, Tekel’den 3 liraya aldıkları biraları 8 liraya kadar çıkan fiyatlarla sattılar. Namuslu ve etik ticaret anlayışlarıyla bizleri büyüleyen bu insanlara ne zabıta ne polis hiçbir şekilde engel olmadı; ki bunlar hep gözlerinin önünde oldu (zaten satıcılar pazarcı gibi bağırdığı için görülmemeleri mümkün değildi). Biz de öğrenmiş olduk; alkol tüketmek haram, ama ticaretinden haksız kazanç sağlamak değil.

Bir bira markasının sponsor olduğu etkinlikte alkol olmaması, bunun son anda haber verilmesi, insanlara alkol aldırmamak için bütün mercilerin ellerinden geleni yapması, ama en önemlisi insanların seçim özgürlüğüne direkt olarak sınır getirmesinden dolayı bir festivalden çok ilkokul sene sonu şenliğine dönen One Love’la ilgili net olarak şunu söyleyebilirim: daha da One Love’a gelmem; en azından bu anlamsız, son dakika tepeden inme fetvalar kaldırılana kadar.

İyi bir şey yok muydu peki? Vardı elbette; Kaiser Chiefs muhteşem bir performansla sahnenin ne olduğunu, insanların nasıl büyüleneceğini net bir şekilde gösterdi. Performanslarında bira yasağını protesto edip insanlara bira dağıtmaları da bir nevi pastanın çileği oldu.

28.06.2012

Panenka, Trivela, Rabona

Son senelerde futbolla bu kadar haşır neşir olmuşken, topa vuruş şekli ve tekniği hakkında kullanılan afili terimleri de öğrenmek istedim, işte bazıları şu şekilde:

Panenka penaltısı: Euro 2012’de Pirlo ve Sergio Ramos sayesinde yeniden gündeme gelen bu penaltı atışının başlangıcı, 1976 Avrupa Futbol Şampiyonası’na dayanıyor. Finalde oynayan Çekoslovakya ve Batı Almanya, maçta ve sonrasında uzatmalarda 2 - 2 berabere kalınca maç penaltılara kalıyor. 4. penaltıda Almanya golü kaçırınca, son penaltıyı ofansif orta saha Antonin Panenka kullanıyor. Panenka, o zamana kadar hiç görülmemiş bir şekilde, topu köşeye vuracak gibi yapıp kalenin ortasına yavaşça yuvarlayarak kaleci Sepp Maier’i gafil avlıyor.

İşin enteresan kısmı, şu anda Prag kulübü Bohemians 1905’in başkanlığını yapan Panenka, bu fikri zamanında aynı kulüpte oynarken iddiaya girdiği kaleci Zdenek Hruska sayesinde buluyor. Hruska iyi bir kaleci olduğu ve geleneksel penaltıların çoğunu kurtardığı için sürekli kendisine bira ısmarlamak zorunda kalan Panenka, sonunda yaratıcılığını kullanıp bu vuruş şeklini buluyor, kaleciyi yanıltıp golünü atıyor ve iddiayı -ve birayı- kazanıyor.

Trivela vuruşu: Ricardo Quaresma’yla neredeyse bütünleşmiş olan bu vuruş şeklinde futbolcu topa ayağının dışıyla vurarak bu vuruşa has bir falso veriyor; genelde orta yapmak için kullanılan bu stil zaman zaman şut çekmek için de kullanılabiliyor. Zamanında bu vuruşu -bilinçli veya bilinçsiz olarak- sıkça deneyen Ümit Özat, Krampon.net’de kendisiyle yapılan ‘O yapınca trivela, ben yapınca bu ne la’ adlı sahte röportajda Quaresma’yı eleştirerek "Adım Ümit Özat değil de Umito Zat olsaydı şu an çok farklı yerlerde olurdum" dese de, vuruşun ustası elbette Quaresma. Hatta UEFA’nın resmi sitesinde dersini bile veriyor: http://goo.gl/R5BPR

Rabona vuruşu: Zamanında Sergen Yalçın’dan, şimdilerde ise Quaresma’dan bol bol gördüğümüz bu harekette futbolcu topa hareketli ayağını durağan ayağının arkasına atıp çapraz bir pozisyon alarak vuruyor. İngilizce'de ‘crossed-kick’ olarak da geçen bu vuruşun ilk kullanımı ise Arjantin liginde Ricardo Infante tarafından oluyor. Video kayıtlarına geçen ilk rabona ise Pele’ye ait. UEFA’nın sitesinde yine Quaresma tarafından verilen bir rabona dersi de mevcut: http://goo.gl/TK4eA

Aklıma gelen başka terim olmadığı için yazıyı burada bitiriyorum ama buldukça yazmaya devam edeceğim.

31.05.2012

benim hala umudum var (mı?)

Son günlerde tartışılan konularla ilgili daha detaylı birşeyler yazmak istiyorum ama, çok kısaca anlatmam gerekirse, benim gibi nispeten apolitik bir insanın bile tüylerini diken diken eden gelişmeler yaşanıyor.

İşin daha kötü tarafı, herhangi bir biçimde karşıt fikir bildirenler bir şekilde fişlendiği için, insanlar artık düşüncelerini özgürce dile getiremiyor.

En vahim olanı ise, insan haklarına, kişinin ahlakına ve özgür iradesine, görüş ve inanç maskeleri altında açık açık saldırılıyor, verilen tüm kararlar direkt ve tartışmasız olarak taraflı veriliyor, üsluplar gittikçe banalleşiyor ve bu gidişin değil duraklaması, yavaşlaması bile çok zor görünüyor.

Vicdanım sızlamadan, içimden küfür etmeden, başkaları adına, kendileri utanmamalarına rağmen, utanmadan birşey okuyamıyor ve izleyemiyorum.

Bulutlar kapanıyor, hava kararıyor, galiba karanlık bir dönem geliyor.

Oysa ki uyarmıştı Stark'lar "winter is coming" diye; dinlemedik...